4 Derece Hava Soğuk mu? Bir Kış Akşamının İçimde Bıraktığı İz
Kayseri’de hava 4 dereceyse, bunu sadece termometreye bakarak anlamazsın. Asıl anlayış, yüzüne çarpan rüzgârın içinden geçer. Bir de insanın içinden… Çünkü bazı sıcaklıklar var ki, dışarıdan daha çok insanın içini etkiler.
O gün defterime tek bir cümle yazmıştım: “4 derece hava soğuk mu, yoksa ben mi artık her şeyi daha fazla hissediyorum?”
Cevabını o gün bilmiyordum. Belki de hâlâ tam bilmiyorum.
Sabahın İlk Saatleri: Uyanmak mı, Donmak mı?
Yine bir Cabo içeriğiyle karşınızdayız! Bu kez konumuz: “2 derece soğuk mu”.
Şehir Sessizdi, Ben Daha Sessizdim
Sabah erken saatlerdi. Perdeden içeri giren ışık griydi; ne tam gün doğmuştu ne de gece gitmişti. Kayseri’nin kış sabahları böyle olur zaten, kararsız bir aydınlık.
Telefonuma baktım: 4 derece.
“4 derece hava soğuk mu?” diye kendi kendime sordum. Sonra gülümsedim. Çünkü sorunun cevabını aslında biliyordum ama kabul etmek istemiyordum.
Evet, soğuktu.
Ama mesele soğuk olması değildi. Mesele, insanın o soğuğu nasıl taşıdığıydı.
O gün montumu giyerken bir an durdum. Bu montu geçen yıl almıştım. O zamanlar her şey biraz daha hafifti sanki. İnsanlar, planlar, duygular… Şimdi ise mont bile ağır geliyordu.
Durakta Beklemek: Zamanın Yavaşlaması
Dışarı çıktığımda rüzgâr yüzüme çarptı. O çarpma anı var ya, işte insanı en çok o sarsıyor.
Otobüs durağına yürürken ellerim cebimdeydi ama yine de üşüyordum. Sanki soğuk sadece dışarıdan değil, içeriden de giriyordu.
Durakta birkaç kişi vardı. Kimse konuşmuyordu. Kayseri’nin kışı insanları biraz içine kapatır zaten. Herkes kendi düşüncesinin içinde kaybolmuş gibiydi.
Ben ise tek bir düşünceyi döndürüp duruyordum:
“4 derece hava soğuk mu, yoksa ben mi bugün fazla hassasım?”
Bir çocuk yanımda zıplıyordu. Annesi “üşüme” dedi, çocuk “üşümüyorum” dedi. Ama burnunun kızarıklığı gerçeği ele veriyordu.
O an fark ettim; soğuk bazen inkâr edilemeyecek kadar nettir.
Öğle Saatleri: İç Sıcaklığı Aramak
Kafede Buharlaşan Düşünceler
Öğlene doğru küçük bir kafeye girdim. Kapı açılır açılmaz yüzüme çarpan sıcak hava bir anlığına beni rahatlattı. Ama o rahatlık uzun sürmedi.
Elimi ısıtmaya çalışırken camdan dışarı baktım. İnsanlar hızlı yürüyordu. Kimse durmuyordu. Sanki herkes bir yere yetişmek zorundaydı.
O sırada telefonuma bir bildirim geldi. Okumadım. Çünkü bazı mesajlar soğuktan daha fazla üşütüyor insanı.
Kahvemi yudumlarken yine aynı soru döndü aklımda:
“4 derece hava soğuk mu?”
Kahve fincanını iki elimle kavradım. Sanki sadece kahve değil, kendimi de tutuyordum.
Bir Hatıra: Daha Sıcak Bir Gün
Aklıma yaz geldi.
Aynı şehir, aynı sokaklar ama hava farklıydı. O zamanlar 4 dereceyi düşünmek bile garipti. Şimdi ise 4 derece hayatımın merkezindeydi.
Yazın bir bankta oturup saatlerce konuştuğumuz günleri hatırladım. O zamanlar üşümek diye bir şey yoktu. Daha doğrusu, sadece fiziksel bir kelimeydi. Şimdi ise duyguların içinde de bir soğukluk vardı.
İnsan bazen geçmişi hatırlayınca ısınır sanır ama öyle olmuyor. Bazı hatıralar sadece içini daha da soğutuyor.
Akşamüstü: Gölge Uzadıkça Soğuk Artar
Yürürken Düşünmek Zorlaşıyor
Akşamüstü eve dönerken güneş çoktan kaybolmuştu. Kayseri’de kışın güneş erken gider, sanki günü yarım bırakır.
Yolda yürürken ayakkabımın altındaki taşları hissediyordum. Her adım biraz daha ağır geliyordu.
Rüzgâr şiddetini artırmıştı. Şapkamı biraz daha aşağı çektim ama işe yaramadı. Soğuk, her yerden girmenin yolunu buluyordu.
O an içimden şunu düşündüm:
“Evet, 4 derece hava soğuk mu? Sadece soğuk değil, biraz da yalnız.”
Bu cümle tuhaf geldi bana ama doğruydu.
Bir Telefon Görüşmesi
Telefonum çaldı. Açtım. Tanıdık bir ses.
“Üşüyor musun?” dedi.
Bir an durdum. Çünkü sorunun cevabı basit değildi.
“Evet,” dedim. “Ama sadece hava değil.”
Sessizlik oldu. Bazen sessizlik, en uzun konuşmadır.
O an fark ettim ki, insan sadece havadan değil, konuşamadıklarından da üşür.
Gece: Sessizliğin İçinde Düşünmek
Pencere Kenarında
Eve döndüğümde ilk işim montumu çıkarmak oldu. Ama üşüme geçmemişti.
Pencereyi açtım. Dışarıdan gelen soğuk hava odaya doldu. Normalde insanlar bunu yapmaz ama ben o an biraz kendime ceza verir gibi yaptım.
Dışarı baktım. Sokak lambaları titrek yanıyordu. Kayseri’nin geceleri her zaman biraz daha uzun hissedilir.
Defterimi açtım.
Yazdım:
“4 derece hava soğuk mu? Bence evet. Ama asıl soğuk olan hava değil, insanın içinde birikenler.”
Hatıralar ve Eksiklikler
Gece ilerledikçe düşünceler ağırlaştı. Bazı anılar daha net gelmeye başladı.
Bir gülüş, yarım kalmış bir cümle, ertelenmiş bir plan…
Bunların hepsi insanın içinde küçük bir soğukluk bırakıyor. Ve zaman geçtikçe o soğukluk büyüyor.
O an fark ettim: Belki de 4 derece dediğimiz şey sadece dışarıdaki hava değildi. İçimizdeki bazı eksiklerin de ölçüsüydü.
Sabaha Doğru: Soğuğun Alışkanlığa Dönüşmesi
Uykuya Direnmek
Gece ilerledikçe uyumak zorlaştı. Çünkü düşünceler ısınmıyordu.
Yorganın altında bile üşümek garip bir his. Sanki soğuk, sadece bedende değil zihinde de dolaşıyor.
Telefonuma tekrar baktım. Hava hâlâ 4 dereceydi.
Ve ben hâlâ aynı soruyu düşünüyordum:
“4 derece hava soğuk mu?”
Kendime Verdiğim Cevap
Bir süre sonra fark ettim ki, bu sorunun tek bir cevabı yok.
Soğukluk bazen termometredeki sayı değildir.
Bazen bir sesin eksikliğidir.
Bazen bir mesajın gelmemesidir.
Bazen de insanın kendi içinde bıraktığı boşluktur.
O yüzden evet, 4 derece soğuktu.
Ama asıl mesele, benim o soğuğu nerede hissettiğimdi.
Bu yazımızda “2 derece soğuk mu” konusunu tüm detaylarıyla ele aldık. Cabo sayfamızı takip etmeye devam edin!
Son Düşünce: Soğukla Barışmak
Sabaha karşı uykuya dalarken son bir şey düşündüm.
Belki de soğukla savaşmak gerekmiyordu.
Belki de 4 derece hava soğuk mu sorusunun cevabı “evet”ti ama bunu kabul etmek, insanı daha güçlü yapıyordu.
Çünkü bazı günler vardır, hava soğuktur.
Ama insan yine de yaşar.